23 Mart 2015 Pazartesi


  En tartışmalı yazarlar arasındadır,Orhan Pamuk.Bende oluşan bir ön yargı dolayısıyla hiçbir eserini okumamıştım.Ön yargılarımdan sıyrılmak umuduyla 'Kafamda Bir Tuhaflık' eserinden bir başlıyayım dedim.

  Eserimiz 1969 ve 2012 yılları arasındaki İstanbul'un,gecekondu semtlerinin, kentleşme sürecinden ve içine serpiştirilen bir aşk hikayesinden oluşuyor.Üzerinde altı yıl çalışılmış bir esere göre değerlendirme yaparsak,bana göre yavan kalmış.Tamam güzel fakat bendeki Orhan Pamuk çerçevesini dolduramadı.Gereksiz tekrarlardan son derece sıkılsam da pes etmeden okumayı sürdürdüm.Ben yinede sırf müzesinin olağanüstü bulunmasından ötürü 'Masumiyet Müzesini' de okuyacağım.

   Hikayemizin baş kahramanı Mevlut, çok fazla ilginç bir özelliği olmayan,her gün karşılaştığımız türden biri.Memleketinden İstanbul'a okumak için gelip,imkansızlıklar yüzünden çalışmak,erken yaşta boza ve yoğurt satarak,hayata atılmak zorunda kalmış.Doğrusu yaşadığı aşk bana işte bu kader dedirtti.Yani öyle uzun uzadıya analiz edilecek bir durumu yok aslında Mevlut'ün.Hele ki son yaptığıyla tamam işte yurdumun tipik erkeği dedirtiyor insana.Yalnız son cümleyi kurmasaydı kendisine çok ama çok kızacak ve de hayal kırıklığına uğrayacaktım ; 

   
    ''Ben bu alemde en çok Rahiya'yı sevdim'' dedi Mevlut,kendi kendine...

   
   Bu kitabın vesilesiyle bir noktaya değineceğim.Günümüzde halen gecekondu da yaşayanların sorunları maalesef bitmiş değil.Aş-iş ve daha iyi bir yaşam sürmek için halen köyden kentlere göçler yaşanmakta ve gecekondulaşma halen sürmektedir.Onların umutlarına göz diken inşaat sektörünün mafyaları yoksul ailelerin yaşam alanlarına göz dikmiş,suç üretim merkezlerine dönüştürmüştür.Bu insanları yıldırma politikasıyla mahallelerinden atmaya çalışıyorlar.Örneğin; Fikirtepe,Gülsuyu-Gülensu bugün içinden çıkılmaz bir hal aldı.Kentsel dönüşüm adına,rantsal dönüşüm alanlarına döndü.

    Kentsel dönüşümde rant iyi gelirlinin değil dar gelirlinin olmalı temennisiyle... Hoş Kalınız...